Aynaya her zamanki gibi bakarken dişlerinizin aniden uzadığını fark ettiyseniz...
Aynaya her zamanki gibi bakarken dişlerinizin aniden uzadığını fark ettiyseniz, üzgünüm ama büyük bir yanılgı içindesiniz. Dişleriniz uzamıyor; aslında onları hayatta tutan, o kökleri çene kemiğine sıkıca bağlayan sağlam temeliniz sessizce aşağıya doğru eriyor. Çoğu insan, soğuk bir su içtiğinde beynine saplanan o ani sızıyı hissedene kadar diş etlerindeki bu sinsi felaketi fark etmez bile. Diş sağlığı dendiğinde herkesin aklına sadece bembeyaz mineler, çürükler veya porselen kaplamalar gelir. Oysa bir binanın temeli çürükse, o binanın dış cephesinin ne kadar lüks olduğunun zerre kadar önemi yoktur.
Tıp literatüründe "Gingival Resesyon" olarak bilinen diş eti çekilmesi, dişin etrafını saran o koruyucu pembe dokunun, dişin kök yüzeyini savunmasız bırakacak şekilde geri çekilmesidir. Dişin ağız içinde görünen kuron kısmı, doğanın en sert maddelerinden biri olan "mine" ile kaplıdır. Ancak diş eti çekildiğinde ortaya çıkan o sarımsı kök yüzeyi, mineden yoksun, inanılmaz derecede hassas ve çürümeye son derece müsait olan "sement" tabakasıdır. İşte o soğuk suyu içtiğinizde zıplamanıza neden olan şey, direkt olarak o korumasız kök yüzeyindeki sinir kanalcıklarının dış dünyaya ifşa olmasıdır.
Bugün İzmir'in kalbinde, modern diş hekimliğini vizyoner bir şifa sanatına dönüştüren Videntis olarak, işin estetik kılıflarını bir kenara bırakıyor ve doğrudan temele iniyoruz. İnternette "diş eti çekilmesine evde bitkisel çözüm" arayarak kaybettiğiniz o değerli zamanı durduruyor; bu hastalığın nedenlerini, ağzınızdaki o sessiz alarm zillerini ve İzmir'deki kliniğimizde uyguladığımız o ileri mikro-cerrahi tedavi seçeneklerini, net, tavizsiz ve şeffaf bir dille masaya yatırıyoruz.
Diş eti durduk yere, sebepsizce aşağıya doğru çekilmez. Vücudumuz mükemmel bir biyo-mekanizmadır ve eğer bir doku geri çekiliyorsa, orada kesinlikle bir şeylerden kaçıyor veya yıkıcı bir kuvvete yenik düşüyor demektir. Peki, nedir o narin dokuyu kemiğe doğru eriten bu sebepler?
Dişlerini çok sert, bastıra bastıra ve yatay hareketlerle fırçalayan o kadar çok hastamız var ki klinikte... "Ne kadar sert fırçalarsam o kadar temiz olur" yanılgısı, diş etlerine yapılan en büyük işkencedir. Diş fırçasını adeta bir zımpara gibi kullandığınızda, o narin pembe doku bu agresif mekanik travmaya dayanamaz ve kendini korumak için köke doğru geri çekilmeye başlar. Sadece diş eti çekilmekle kalmaz; aynı zamanda dişin kök yüzeyinde, tırnağınızın takılacağı o derin, kama şeklindeki aşınmalar (abrazyon) meydana gelir. Suçlu genellikle kullandığınız o sert kıllı fırçalar ve yanlış fırçalama tekniğinizdir.
Yetersiz ağız hijyeni sonucu dişlerin dip kısımlarında biriken o yumuşak bakteri plakları, tükürükteki minerallerle birleşerek diş taşına (tartar) dönüşür. Gelir yerleşir o taşlar dişin tam dibine. Diş taşı dediğimiz yapı, pürüzlü yüzeyi sayesinde milyonlarca yıkıcı bakteriye muazzam bir sığınak sağlar. Bu bakterilerin ürettiği toksinler diş etinde kronik bir iltihaplanma (Gingivitis) başlatır. Vücut bu toksik saldırıdan uzaklaşmak, enfeksiyonu sınırlamak için kendi diş etini ve hatta altındaki çene kemiğini eriterek geri çekilir (Periodontitis). Yani diş etiniz, aslında o bakterilerden kaçmak için kendi kendini feda etmektedir.
Uyurken dişlerinizi sıktığınızda (bruksizm), çene kaslarınız dişlerinize devasa, doğanın öngörmediği bir mekanik yük bindirir. Bu anormal kuvvet, dişin boyun bölgesinde (diş etiyle birleştiği yerde) mikro-esnemelere neden olur. Bu esnemeler zamanla o bölgedeki dokuların yorulmasına, zayıflamasına ve diş etinin çekilmesine zemin hazırlar. Çoğu hasta diş eti çekilmesinin sadece fırçalamayla ilgili olduğunu sanır, oysa asıl sorun geceleri çenelerini bir mengene gibi sıkmalarıdır.
Bazı insanlar, tıp dilinde "İnce Biyotip" dediğimiz, doğuştan kağıt gibi ince ve narin bir diş eti yapısıyla doğarlar. Eğer ince bir diş eti yapısına sahipseniz, en ufak bir travmada, ufak bir fırçalama hatasında bile çekilme yaşamaya çok daha meyillisinizdir. Ayrıca dişlerinizin çenedeki dizilimi de önemlidir; çene kemiği dışına doğru taşarak (çapraşıklık) konumlanmış bir dişin üzerini örten kemik ve diş eti zaten çok incedir, bu da o dişi çekilmeye karşı tamamen savunmasız bırakır.
Bu biyolojik yıkım genellikle bir gecede olmaz; sinsice, milimetre milimetre ilerler. Ancak vücut her zaman size o kırmızı bayrakları sallar. Eğer aşağıdaki belirtilerden birini bile yaşıyorsanız, o aynaya biraz daha yakından bakmanızın vakti gelmiş demektir.
En yaygın, sizi ilk uyandıran belirti budur. Sıcak bir kahve içtiğinizde, soğuk bir dondurma ısırdığınızda veya rüzgarlı bir havada nefes aldığınızda dişlerinizin diplerine saplanan o keskin, elektrik çarpması gibi sızı... Minenin korumasından yoksun kalan kök yüzeyi (sement), içindeki mikroskobik sinir kanalcıkları aracılığıyla ısı değişimlerini doğrudan dişin kalbine (pulpaya) iletir.
Eskiden daha kısa, daha orantılı görünen dişleriniz artık gözünüze at dişi gibi uzun gelmeye başlar. Köklerin o daha sarımsı, mat rengi ortaya çıkar. Üstelik dişlerin arasındaki o üçgen şeklindeki pembe dokular (papiller) eridiği için, diş aralarınızda "kara üçgenler" (black triangles) dediğimiz o estetik dışı, karanlık boşluklar oluşur. Gülümsemeniz o eski genç, dolgun ve sağlıklı formunu kaybeder.
Fırçalarken veya elma gibi sert bir şey ısırırken tükürüğünüzde gördüğünüz o hafif pembe renk, masum bir kılcal damar çatlaması değildir. Aktif bir periodontal iltihabın göstergesidir. Diş eti çekilirken, diş ile et arasında bakterilerin doluştuğu, fırçanın asla ulaşamadığı derin "cepler" oluşur. Bu cepler aynı zamanda o geçmeyen, kronik ağız kokusunun da (halitozis) bir numaralı failidir.
"Diş etim çekildi, artık geri gelmez" diyerek pes etmek, modern periodontoloji dünyasında kabul edilebilir bir durum değildir. İzmir Videntis kliniğinin o yüksek teknolojiyle donatılmış steril odalarında, diş eti çekilmesi bir kader olmaktan çıkar. Durumun ciddiyetine göre, o narin dokuyu eski sağlıklı pozisyonuna getirmek için uyguladığımız şeffaf ve kanıta dayalı mikro-cerrahi tedavi seçeneklerimiz şunlardır:
Eğer diş eti çekilmesinin ana sebebi o inatçı diş taşları ve bakteri plağıysa; estetik bir müdahaleden önce o iltihabı durdurmak zorundayız. Videntis'in uzman hekimleri, ultrasonik cihazlar ve özel el aletleriyle sadece dişin görünen yüzeyini değil, diş etinin kilometrelerce altındaki o kök yüzeylerine tutunmuş toksik taşları ve hastalıklı dokuları mikroskobik düzeyde temizler. Kök yüzeyi pürüzsüzleştirilir ki, iyileşen diş eti o temiz yüzeye yeniden, sıkıca yapışabilsin. Birçok başlangıç vakasında, sadece bu derin temizlik bile dokunun kendini toparlaması ve çekilmenin durması için yeterlidir.
Diş eti çekilmesi çok ileri boyuttaysa ve o dişi koruyacak yapışık diş eti tamamen kaybolmuşsa, eksilen dokuyu yerine koymamız gerekir. İşte bu noktada devreye mikro-cerrahi girer. Hastanın kendi damağından, genetik olarak son derece dirençli ve kalın olan o küçük pembe doku parçasını (greft) alırız. Son derece ince ve zarif dikişlerle, bu dokuyu çekilmenin olduğu o açık kök yüzeyine mikro-cerrahi yöntemlerle naklederiz. Damaktan alınan o incecik doku, tıpkı bir yama gibi değil, yeni ve kanlanan bir yaşam alanı gibi o bölgeye entegre olur. Hem kök yüzeyi kapanır, hem de ileride oluşabilecek çekilmeler tamamen durdurulmuş olur.
Sadece diş eti değil, altındaki kemik de eridiyse, o bölgeyi sadece etle kapatmak yetmez; dokunun altını da yeniden inşa etmemiz gerekir. "Flap" operasyonlarında, diş eti nazikçe kaldırılır, altındaki hasarlı kemik bölgesi tamamen temizlenir. O bölgeye yapay kemik tozları (greftler) ve dokunun doğru şekilde iyileşmesini sağlayan özel membranlar yerleştirilir. Ardından, hastanın mevcut diş eti yukarıya (kurona) doğru kaydırılarak o estetik sınır yeniden yaratılır. Videntis'te bu işlemler, doku travmasını minimuma indiren büyütücü luplar ve ileri cerrahi ekipmanlarla, sıfır hata prensibiyle gerçekleştirilir.
Eğer kök yüzeyindeki o sement tabakası fırçalamayla çoktan aşınmış, orada devasa oyuklar oluşmuşsa, o boşluğu sadece diş etiyle örtmek imkansızdır. Bu durumlarda "Pembe Estetik" konseptini devreye sokarız. O erimiş, aşınmış kök yüzeyleri, dişin kendi doğal yapısını (biyomimetik) birebir taklit eden, biyouyumlu özel kompozit restorasyonlarla kapatılır. Hem o dayanılmaz soğuk hassasiyetiniz anında kesilir, hem de o yaşlı görünümlü, uzun diş estetiği kusursuz bir altın orana kavuşturulur.
O aynadaki sararmış köklere bakıp, sızlayan dişlerinize rağmen o dişçi koltuğundan kaçtığınız her saniye, faturayı maalesef kendi çene kemiğinize kesiyorsunuz demektir. Diş eti çekilmesi, bitkisel gargaralarla, mucizevi macunlarla kendi kendine iyileşecek basit bir soğuk algınlığı değildir; o, mekanik ve bakteriyel bir doku yıkımıdır.
Artık internetin karanlık köşelerinde diş eti çekilmesi tedavisi arayıp, zihninizi o asılsız koca karı ilaçlarına ve vizyonsuz yönlendirmelere teslim etmekten vazgeçin. Bedeniniz ve size o eşsiz kahkahaları attıran dişleriniz, ertelemeye kurban edilecek kadar değersiz değildir.
İzmir'in kalbinde, ileri periodontoloji biliminin, mikro-cerrahinin ve şeffaf teşhisin otoritesi olan Videntis'in kapılarından içeri gururla adım atın. Bırakın, alanında uzman hekim kadromuz, o yüksek teknolojili cihazlarımız eşliğinde diş etlerinizdeki o sessiz erimeyi mikroskobik olarak analiz etsin. O soğuk sızılara, o kanayan estetik kayıplara bilimle, dürüstlükle ve sarsılmaz bir cerrahi zarafetle son verelim. Siz sadece o konforlu koltuğumuza yaslanın ve İzmir'in o eşsiz rüzgarıyla kliniğimizden dışarı adım attığınızda; temeli sapasağlam, sızlamayan ve bembeyaz özgüvenle parlayan o yeni gülüşünüzün tadını bir ömür boyu çıkarın.
Yalı Mahallesi Caher Dudayev Bulvarı. No: 95/C Karşıyaka İZMİR
info@videntis.com.tr
+90 232 337 11 00
+90 505 337 11 00