Sabah kalkıp o aynanın karşısına geçtiğinizde, yüzünüzü yıkarken veya o fırçayı...
Sabah kalkıp o aynanın karşısına geçtiğinizde, yüzünüzü yıkarken veya o fırçayı elinize aldığınızda hiç alıcı gözle baktınız mı ağzınızın içine? Çoğumuz bakmayız. Sadece birer "çiğneme aleti" veya "gülüş estetiği" olarak görür, geçeriz o beyaz yapıları. Oysa dudaklarınızın hemen ardında, siz daha anne karnında sadece birkaç haftalık bir embriyoyken temelleri atılan, yıllar içinde dökülüp yeniden inşa edilen, evrimin ve insan biyolojisinin en büyük şaheserlerinden biri yatar.
Düşünün ki, küçücük, dişsiz bir bebek olarak geldiğiniz bu dünyada, zamanla çeneniz genişler, o pembe damakların altından inci gibi yapılar fışkırır. Sonra bir yaşa gelirsiniz, o inciler tek tek dökülür; yerine hayatınızın sonuna kadar sizinle o toprağın altına girecek olan o devasa, aşılmaz kaleler yükselir.
İzmir'in kalbinde, Videntis kliniğimizde her gün yüzlerce panoramik röntgeni incelerken biz sadece dişlere bakmayız. Biz orada hastamızın yaşını, genetik mirasını, çocuklukta geçirdiği hastalıkları, beslenme alışkanlıklarını ve hatta evrimin o insan çenesinde bıraktığı o eşsiz tarihsel izleri okuruz.
Peki, gerçekten biliyor musunuz o karanlık mağaranın içinde kaç tane askeriniz olduğunu? "Bebeklikten yetişkinliğe ağzımda kaç diş var?" sorusu, cevabı sadece basit bir rakamdan ibaret olmayan, içinde insan biyolojisinin en kusursuz matematiksel döngüsünü barındıran derin bir konudur. Gelin, bugün Videntis vizyonuyla o biyolojik takvimi, o muazzam kemik serüvenini en başından, o dişsiz damaklardan alıp yetişkinliğin o 32 dişlik devasa mekanizmasına kadar adım adım inceleyelim.
Hayatın o ilk ayları... Sadece sıvı formda anne sütüyle beslenen, çene kasları henüz gelişmemiş o savunmasız bebeklik dönemi. Ancak doğa, o arka planda inanılmaz bir hazırlık içindedir. Siz altıncı aya ulaştığınızda, o pembe, yumuşacık damakların altında sessiz bir isyan başlar. Bebek huysuzlaşır, ateşi çıkar, eline geçen her şeyi o damaklarına sürtmek, o kaşıntıyı dindirmek ister. Çünkü o damağı yararak gün yüzüne çıkmaya çalışan ilk ön kesici diş, vücudun katı gıdayla tanışacağının ilk büyük sinyalidir.
İnsan yavrusunun o küçücük çene kemiğine, yetişkin bir insanın o devasa, geniş dişleri sığamaz elbette. Bu yüzden evrim, bizim için geçici ama bir o kadar da hayati bir "ilk set" tasarlamıştır. Bu sete Süt Dişleri (Süt Dentisyonu) adını veriyoruz.
Yaklaşık 6. ayda o ilk alt ön dişin patlamasıyla başlayan bu serüven, çocuk 2.5 ila 3 yaşına geldiğinde tamamen son bulur. Aynaya bakıp o çocuğa gülümsediğinizde, ağzında tam olarak 20 adet süt dişi sayarsınız. Üst çenede 10, alt çenede 10 adet. Bunlar; 8 adet kesici diş, 4 adet köpek dişi ve 8 adet süt azı dişinden oluşur. Bu 20 adet küçük, süt beyazı dişin tek görevi çocuğa yemek yedirmek değildir. Onlar, çene kemiğinin gelişimini sağlayan, konuşmayı öğreten ve en önemlisi, yıllar sonra aşağıdan gelecek olan o asıl "kalıcı dişlere" yer tutan, yolu açan biyolojik rehberlerdir.
Zaman su gibi akar. Çocuk 6 yaşına geldiğinde, o küçük sevimli çene artık büyümüş, genişlemiş ve o minik süt dişleri arasına boşluklar girmeye başlamıştır. İşte tam bu noktada, insan hayatındaki o en kritik, en kaotik biyolojik şantiye dönemi başlar: Karma Dişlenme Dönemi.
Aşağıdan, çene kemiğinin o karanlık derinliklerinden asıl sahipler, yani "Kalıcı Dişler" yukarıya doğru baskı yapmaya başlar. Bu baskı, o yukarıdaki zavallı süt dişlerinin köklerini yavaş yavaş, mikron mikron eritir. Kökü eriyen süt dişi sallanmaya başlar. Çocuk o dişi diliyle iter, parmağıyla oynar ve sonunda o küçük diş avucuna düşer. Yerine, rengi süt dişine göre biraz daha sarımtırak, boyutları çok daha büyük ve kenarları tırtıklı o devasa kalıcı kesici dişler yerleşir.
Bu dönemde, Videntis kliniğimizde ebeveynlerin en çok düştüğü, en tehlikeli yanılgıdan bahsetmek zorundayız. Çocuk 6 yaşına bastığında, en arkadaki süt azı dişinin de arkasından, hiçbir süt dişini düşürmeden, damağı yararak devasa bir diş çıkar. Biz buna "6 Yaş Dişi" (Birinci Büyük Azı Dişi) deriz.
Anneler ve babalar, bu dişin çıkarken hiçbir dişi düşürmediğini gördükleri için onu da bir "süt dişi" zannederler. "Nasılsa düşecek, yerine yenisi gelecek" yanılgısıyla o dişi fırçalamayı ihmal eder, çürümesine göz yumarlar. Oysa o 6 yaş dişi, ağzın kilit taşıdır. Çiğneme kuvvetinin p'ini çeken, ağzın ortodontik dengesini kuran ilk kalıcı diştir o ve bir daha asla değişmeyecektir. Eğer o diş çürür ve çekilirse, bütün o çene mimarisi iskambilden bir kule gibi çöker, dişler kayar, yapı darmadağın olur. O yüzden o yaşlarda bir pedodonti (çocuk diş hekimliği) kontrolü, çocuğunuzun gelecekteki yüz estetiği için hayati bir mecburiyettir.
Takvimler ilerler, ergenlik biter. 12-13 yaşlarına gelindiğinde ağızdaki o son sallanan süt dişi de (genellikle köpek dişi veya ikinci küçük azı) veda eder sahibine. Artık o ağız, tamamen kalıcı dişlerin o sarsılmaz, o kaya gibi sağlam hakimiyetine geçmiştir.
Peki yetişkin, sağlıklı bir insanın ağzında toplam kaç diş olmalıdır? Doğanın o kusursuz matematiği bize tam olarak 32 adet kalıcı diş hediye eder (Üst çenede 16, alt çenede 16). Bu 32 asker, kendi içinde öylesine muazzam bir iş bölümü yapmıştır ki; her bir grubun anatomisi, yapacağı göreve göre özel olarak yontulmuştur evrim tarafından.
Kesici Dişler (8 Adet): Çenenizin tam ortasında, en önde duran o düz, keskin kenarlı dişlerdir. Bir elmayı ısırdığınızda, o lokmayı koparmak için giyotin gibi çalışan, estetiğinizi, konuşmanızı ve gülüşünüzü (Hollywood Smile'ın temelini) belirleyen ana vitrindir onlar.
Köpek Dişleri (4 Adet): Ağzın tam o köşesinde yer alan, kökleri çene kemiğinin en derinlerine, ta burun tabanına kadar inen, sivri ve en uzun dişlerimizdir. Görevleri, o sert gıdaları (et gibi) parçalamak, yırtmaktır. O kadar sağlamdırlar ki, ağızda genellikle en son çürüyen, en geç dökülen dişler hep bu köpek dişleridir.
Küçük Azılar (Premolarlar - 8 Adet): Köpek dişlerinin hemen arkasında başlarlar. Üzerlerinde iki küçük tepeciği olan bu dişler, lokmayı koparıp parçaladıktan sonra ana öğütücülere doğru yollayan ara istasyonlardır.
Büyük Azılar (Molarlar - 12 Adet): İşte geldik o ağır işçilere. Ağzınızın o en karanlık, en arkasındaki bölgesine yerleşmiş, devasa yüzeyleriyle o lokmaları ezip, un ufak edip yutulacak hale getiren öğütücülerdir. O devasa çiğneme kaslarımızın tüm yükünü bu dişler çeker.
Rakamı topladık, 32 dedik. Peki ama çoğumuz aynaya baktığımızda neden ağzımızda 28 diş sayıyoruz? Geri kalan 4 diş nerede? İşte o kayıp 4 asker, o meşhur 20 Yaş Dişleridir (Akıl Dişleri).
Yüz binlerce yıl önce, ateş bulunmadan evvel atalarımız çiğ et ve sert kökler yerken devasa, geniş çenelere sahiptiler. O 32 diş o çeneye rahatça sığıyordu. Ancak insanlık ateşi bulup gıdaları pişirmeye başladıkça, yumuşayan gıdalarla birlikte çiğneme kaslarımız zayıfladı, çene kemiklerimiz evrimsel süreçte giderek küçüldü ve geriye doğru daraldı.
İşte o en arkadan, 18 ile 25 yaşları arasında çıkmaya çalışan o son 4 adet "Üçüncü Büyük Azı Dişi", o daralmış çenede kendine yer bulamaz oldu. Yer bulamayan diş ne yapar? Ya yanındaki dişe toslar ve onu ittirerek ön dişlerinizi çapraşıklaştırır, ya çene kemiğinin içinde gömülü kalarak kist oluşturur, ya da yarım çıkarak o bölgeyi devasa bir iltihap yuvasına çevirir. Videntis kliniğinde çene cerrahlarımızın o sıklıkla masaya yatırdığı, ustalıkla çekip aldığı o problemli dişler işte bunlardır. Eğer yirmilik dişleriniz sorunluysa veya hiç çıkmamışsa, ağzınızda 28 dişle hayatınızı gayet sağlıklı, kusursuz bir şekilde sürdürebilirsiniz. 32'ye tamamlamak gibi bir biyolojik zorunluluğumuz artık yoktur.
İnsan bedeni bir makine değildir; bazen genetik şifrelerde ufak sapmalar olur. Bazı hastalarımız Videntis kliniğine gelir, panoramik röntgenini çekeriz ve görürüz ki; ağızlarında ne süt dişi kalmış ne de alttan gelen bir kalıcı diş var. Doğuştan bazı dişlerin tohumu eksiktir (Agenezi). Veya tam tersi; ağzında 32 diş olması gereken hastanın röntgeninde 34, hatta 35 diş görürüz. Kemik içinde saklanmış, fazladan oluşmuş "Süpernümerer" (artı) dişler vardır. Bu tür durumlarda o genetik haritayı okumak, o eksikliği implantlarla veya ortodontik tellerle kapatmak bizim o teknolojik vizyonumuzun bir parçasıdır.
Gördüğünüz gibi, "Bebeklikten yetişkinliğe ağzımda kaç diş var?" sorusunun cevabı sadece kuru bir matematikten, basit bir sayıdan ibaret değil. Bu sayı, sizin o doğduğunuz ilk günden bugüne kadar geçirdiğiniz evrimin, biyolojik gelişiminizin o muazzam, tıkır tıkır işleyen takvimidir.
20 adet o narin süt dişiyle başlar bu yolculuk. Ardından o çalkantılı dökülme dönemleri, o köklerin erimesi gelir ve nihayetinde ömrünüzün sonuna kadar sizi o ayakta tutacak, o estetiğinizi, o beslenmenizi, o kahkahalarınızı şekillendirecek 32 dişlik devasa kale inşa edilir.
İzmir'in kalbinde, Videntis kliniği olarak bizim asıl varoluş amacımız; o size doğa tarafından bahşedilen, genetiğinizin size sunduğu o 32 (veya 28) askerlik muazzam kaleyi korumaktır. Bizim koltuğumuza oturduğunuzda, biz o dişleri sadece "çekilecek veya kaplanacak taşlar" olarak görmeyiz. Biz onları sizin biyolojik mirasınız olarak görürüz.
Siz de o aynanın karşısına geçtiğinizde o inci gibi dizilmiş askerlerinize artık farklı bir gözle bakın. Onlara iyi bakın, sularını (tükürüğü) eksik etmeyin, fırçanızı onlardan esirgemeyin. O kalenin surlarında ufak bir gedik açıldığında, o ilk çürük sızlaması başladığında, zaman kaybetmeden Videntis'in o güven dolu, son teknolojiyle donatılmış kapılarından içeri adım atın. Bırakın o evrimin bize bıraktığı o muazzam takvimi, o eşsiz mimariyi birlikte yaşatalım. Çünkü kaybedilen her bir diş, sadece bir eksik rakam değil; sizin o kusursuz biyolojinizden koparılmış, yeri ancak teknolojiyle doldurulabilen devasa bir parçadır.
Gülüşünüze sahip çıkın, o rakamları eksiltmeyin. Biz Videntis olarak, o kaleyi korumak için buradayız.
Yalı Mahallesi Caher Dudayev Bulvarı. No: 95/C Karşıyaka İZMİR
info@videntis.com.tr
+90 232 337 11 00
+90 505 337 11 00